Umut Tasiyan Minibusler

Yolun kenarinda bir kopek vardi her sabah okula giderken gorurdum onu. Avanak avanak dolasir, anlam veremedigim hareketlerle etrafimda donerdi.

İlk kez gordugumde ‘naber kamil asik mi oldun.’demistim. O gunden sonra her sabah seni anlattim ona. İkinci gun: ‘Bende asigim be olum, hem de deli gibi’ demistim. Gunler gecti muhabbetimiz hic degismedi. O, her sabah avanak avanak dolasirdi ortalarda ben de her sabah anlatirdim ona. Olum derdim; icimde oyle bisey var ki cekip gitmek bile gelmiyor bu coplukten. Guluyordu, hissediyordum. Sonra bi dolmus geliyodu, cekip gidiyodum okula.

Bahar geldi. Bizimki yavastan golge mekanlara cokmeye basladi. ‘Olum birakma lan kizi sahipsiz’ deyip kucuk sakalar yapiyordum ona. Bak abine ornek al lan biraz. Dolmus geliyordu tabi yine ve ben yine gidiyodum. Bahar bitti yaz geldi. Ben onu birakamadim; o da sagolsun beni oksuz birakmadi. Bi gun, ask zor is be kamil, elimiz kolumuz bagli goruyosun dedim. Sahi senin kiz noldu diye ekleyip cevabi beklerken lanet olasi dolmus geldi. O gun sinavim olmasa onunla oturup derdini dinlerdim. O anlattikca bi sigara yakar, bosver be olum sikma canini sana kiz mi yok derdim. Diyemedim. Sinava gittim. O sinavdan sonra yaz okulu da bitti tabii. Agaclar yapraklarini dokup karincalar kis icin son hazirliklarini yaptigi sonbahar vaktine kadar binemedim o lanet dolmusa ve tabii goremedim bizim kamil’i.

Dersler baslayip okula dondugumde; ne aklimda ders secimleri, ne de bu ayki evin kirasi vardi. Tek dusundugum kamil’in ask hayatiydi. Buyuk bir heycanla ciktim okulun ilk gunu. Yola dogru hizla adimlarla ilerlerken aklimda kamil’e soracagim sorular ve tatil anilarim vardi.
Etrafima bakindim. Yoktu. Tatile mi gitti acaba. Sahibi mi vardi lan yoksa. Olum yoksa yamuklusunu ayarlamayi basardida uzak diyarlara mi kacirdi onu. Oyle olsun allahim nolur oyle olsun. Hayvanlar da mutlu olabiliyor, biliyosun. Lutfen sevgilisiyle kacip gitmis olsun bu coplukten.
Hah, geldi yine siktigimin dolmusu.

Olu Kaplumbagalar Cenneti

Buyuduk. Ve biz buyurken her sey degisti.
Bunlari dusunuyordum bu sirada. Gecen tirlarin arabalarin haddi hesabi yoktu otobonda. Bense bi elimde extra, digerinse camella yoldan gecen tirlara bakiyodum.
Oysa yine ben degilmiydim bundan 10 sene once su an bulundugum yerde plastik topu sabunla yama yapip oynayan.
Buyuduk. Hayat gorusmuz, bilgilerimiz, yasiymiz, masumiyetimiz degisti. Eskiden patlak topla mac yaptigimiz yerin topragi kaymis egilmis. O koca taslar duruyor ama. Adeta haykiriyor; burasiydi, o kucuk masum arkadaslarinla mac yaptigin yer diye. On sene sonra ayni kayada topsuz bi sekilde oturuyorum. Tirlar hala geciyor. İnsanlar hala bi yere ulasma pesinde ama ucurtmalar yok tepede bu sefer. Tepe karanlik kimse yok. ‘Belki kis geldigi icindir ha’ diyorum kendimi teselli edercesine. Sonucta burasi yayla. Evet. Yayla. Adina siirler yazdigim gitmek icin gun saydigim yer.
Tahta merdivenlerin oldugu, yer yataklarinin yapildigi, taze ve lezziz yemek kokularinin surekli etrafta dolastigi, aile buyuklerinin okey taslariyla cikardigi sesin cocuklar icin uyku vaktinin geldigini anlatan yer.

Buyuduk. Tepede oturup otobandan gecen kirmizi arabalarin sayisi belki degismedi ama kosede duran dev agac kesildi. Hala ketcapli chetos alabiliyoruz ama aldiktan sonraki yurudugmuz o yol degisti. Hala dag yuruyusu yapabiliyoruz ama giydiklerimiz degisti.
Biz buyuduk olum, hayat degisti.

Mutluluk Durağı

Her birine bir dilek dileyip,

Bırakıyorsun ya balonlarını gökyüzüne

Bir tanesi de ben olayım o balonların.

Öyle ki;

Bulutlara ulaşamadan patlasa bile hepsi,

Bir tek benim kırmızı balonum kalsın.

Yalnız bırakma onu

Sevgini üfle içine.

Önce bulutları geçsin, sonra atmosferi.

Uzay boşluğunun o sessiz çığlığına bile göğüs gersin

Ve desin doğa anaya:

'Sevgi taşıyorum ben, Pluton'a kadar gideceğim.'

Hasret mi gelmiş? Başım üstüne..

Ve ilk nefesle başlıyor özlem

Parmak uçlarından boyuna kadar uzanan

Sıcak ve kadife koku

——————————————————————————-

Ayrılığın nefesiyle başlıyor hasret

Her kilometrede artıyor.

Yüzünü unuturum korkusu sarıyor önce.

Bu sebepten gözlerini kapatıyorsun sıkı sıkıya,

Belki göz kapaklarımın altında saklayabilirim diye.

——————————————————————————-

Rüyalarda dolaşırken anlıyorsun

Feride’nin kokusu yok burnunda

Yakıyorsun bir sigara

Ruhunu oyalamak için

Sigara kokusuna karışıyor sevdiceğin

Kendini teselli ediyorsun

——————————————————————————-

Ve seher vaktinin getirdiği ilk ışık çarpıyor bedenine

Ağırlaşan gözlerinin ardından, bedenin de dönüyor gerçek dünyaya

Önce parmaklar gidiyor göz kapaklarından

Sonra sigara dumanından geriye kalan bir kaç damla koku

——————————————————————————-

İşte o an anlıyorsun

Tavana dikip bakışlarını

Mırıldanıyorsun..

Hasret kaldım ben,

Sevdiceğimin dudağındaki izlere.

——————————————————————————-

Sebebi O’dur ki;

Sabahın beşinde, bir extra.

Biranın sesine uyanıyor;

Kuğulu Park’ın kuğuları.

Taksiciler taksimetrelerine basıyor,

Fırınlardan sıcak ekmek kokusu yükseliyor.

O biranın sesiyle ağaçlardan fırlıyor kuşlar,

Güneş yükselişe geçiyor, memur şehrinin üzerinde.

——————————————————————————-

Son yudumu alırken

Anımsıyorum geceyi

Soğuk gecede yaşanmış sıcak düşleri

Kokusunu, kirpiklerini ellerini, boynunu…

——————————————————————————-

Ve son nefeste bitiyor her şey

Gözlerimi kapatıyorum,

Orada olmayacağını bile bile.

Sabaha karşı savrulmuş son bir nefeste;

Bir elimde sigara izmariti,

Diğerinde boş bir şişe.

Demi Kaçan Hayatlar

    Babam küçükken bana bi söz söylemişti. Pek çok sözünü unuttum ne yazıkki, ama bunu hala hatırlarım. Kulağına küpe olsun demişti. ’ Sevdiğin bi insanla asla evlenme, seni seven insanla evlen. Bak halimi görüyorsun.’

    Bugün 36 yaşıma girdim. Eşim ve 5 yaşındaki çocuğumuz Felipe’yle, Varşova’daki küçük evimizde tatlı bi parti yaptık. Eşim Italyan, o yüzden çocuğumuzun adı Felipe oldu. Bari ikinci adı türkçe olsun dedim. Dedemin adını koyalım Elba’cım dedim. Tabii sonra düşününce Felipe Emin Gazan pek mantıklı gelmedi. Oğlumun gurbetçi bi topçu olmasını istemiyorum sonuçta. Haaa. Elba demişken. Eşimin adı, Elba. Ailesi Italya’da küçük bi ada olan Elba Adasında yaşıyor ve kızlarının adını adanın adını koymak gibi büyük bi zeka örneği göstermişler. Adaya her gittiğimizde eşimin adı milletin ağzından düşmüyor. Benim için bu çocuğumun adını Bartın koymak gibi bir şey.

    Her neyse ne diyordum. Hah. Ben Elba’ya 29 yaşında aşık oldum ve 30 yaşında evlendim. Evlendiğimiz zamanlar Elba’nın bana aşık olduğundan şüpheliydim ve ben ona deli gibi aşıktım. Ne yazıkki babamın ben küçükken söylediği o değerli söz tam imzayı attıktan sonra aklıma geldi. Ve Elba’nın, annemin ona el kol hareketleriyle anlatmaya calıştiğı’ ayağına bas kızım ayağına bas’ lafının ardından Elba’nın ayağima basmasıyla son buldu her şey. Artık sevdiğim bi kadınla evliydim ve onun beni ne kadar sevdiğinden emin değildim.

    Aradan 6 sene geçti. Her akşam son viskimi içerken Elba’nın beni ne kadar sevdiğini düşünüyorum. Oğlumuz Felipe’den sonra beni sevdiğine emin oldum gibi. Her akşam bir duble viski içecek kadar ekonomik durumumuz iyi. Zaten Polonya içki konusunda baya güzel bi ülke. İş gereği ikimizde burda yaşamak zorundayız şu sıralar. Ama umutluyum. Oğlumuzun geleceği için kenara attığımız 3 5 bi şey var. Bundan tam 4 sene sonra 40 yaşında olacam. Gençliğimden beri hayalini kurduğum 2. memleketim Ankara’ya kesin dönüş yapıp kuruyemişçiyi açıcam. Belki Türkiye’de alkolüde bırakırım. Cumadan cumaya esnafla cuma namazına bile giderim belki, bilmiyorum.
     4 sene kaldi. Sabrediyorum. Elbet çayi tazelemenin de zamanı gelecek.

(Haa kuruyemişçiyi nasıl mı açıcam? Tabii ki oğlumun rıskını yicem. Felipe diye çocuk mu olur lan! )

Keşke Yunuslar da Konuşabilse

   Kimisi sinirlenmeyi tercih eder. Ben bu zamanlarda elime extramı alıp yazmayı tercih edenlerdenim. Umarsızca yazarım. Sinirimi boşaltırım oraya. Sevgimi de. Sayfaları saymam. 4, 5, 10.. Nereye gittiğine bakmadan yazmak en güzelidir hep.

   Kimisi sevdiği insanı kıskanınca yuzune söyler. Onlar için utanmaz demiyorum ama ben utanıyorum. Insan utanınca yazar. Zannetme ki yazarım ben. Bazı insanlar sadece içince yazar oluyor. Ve o bazı insanlar benim.

   Ve kimi insanlar unutmayı bilir. Zamanı geldiğinde geçmişe selam çakar ve denize bakar, geleceğe. Ben denize bakamam. Baktığım zamanlarda da geleceği değil hep geçmişi görürüm. Uçurumdan atlayan bi güvercin değilim elbet ama benim de kanatlarım olsa bir saniye düşünmezdim.

Huzun Dağıtan Postacı

Bir gün şair olup çıkarsam

Senin yüzünden oldum diyeceğim insanlara

Hayır hayır

Amacım seni övmek değil asla, Firuze

Belli değil mi zaten ‘senin yüzünden’ dememden

—————————————————————————————————

Belki kitaplarım çok satıcak

O kadar çok satıcakki

Sokakta yürürken

Korsan kitapçıda gördüğüm kitabımı alıcam

—————————————————————————————————

Ya da belki hiçbiri olmayacak

Elimde bi sigara basıp

Sokaklara ortak olucam

Her insan gibi, senin için ‘yabancı’ kalıcam

VAPURLAR DA UÇAR

     50metre ilerde sağda görürsün dedi adam. Metre hesaplamak çok büyük sıkıntıydı onun için. Hayır, Amerikalı olduğu için değil. Sadece kaç metre yürüdüğünü hesaplayamıyordu. Acaba akıllı telefonlarda böyle bir özellik varmıydı onu da bilmiyordu. Zaten akıllı telefonlara karşı pek ilgili değildi.  Kendine göre bir 50 metre yürüdükten sonra durdu etrafa bakındı. Sözleştikleri yer biraz daha ilerdeydi şimdi fark etmişti. Hiç de fena sayılmaz dedi kendi kendine. Oldukça yakın bir 50 metreydi. Gittiğinde henüz kimse gelmemişti. Yan taraftaki restoranda gidip dişlerini fırçaladı. Nedense diş fırçalama takıntısı vardı. Oysa dişleri fena sayılmazdı. Hem sigara kullanmadığı için ağzı kötü kokmuyordu. Aynada kendini iyice süzdükten sonra dışarı çıktı ve onu gördü. 

     Gobi çölüne kar yağar mıydı?  Fastfood kötü bir şey miydi? Cennet diye bi yer var mıydı? Aşk kırmızı mıydı? Bu soruların cevabı hep hayır olsa da bildiği bir şey vardı onu seviyordu. Vapurla karşıya geçmeyi sevdiği gibi. Bazıları ikisinin aynı şey olmadığını söylediğinde sinirlenip bir bira daha içiyordu. bu sefer öyle değildi. Restorandan çıkıp kızın yanına gittiğinde her şeyin aynı olmadığını anladı. Kız hep sıktığı parfümü sıkmamıştı ve onun sevdiği hırkayı giymemişti. Oysa ki öyle anlaşmışlardı. O hırkayı giyecekti.

     Kim derki en büyük aşıklar şairdir diye. Aşıklar bir şey yazamaz! Şaşırıp kalırlar. O gördüğünüz tüm eserler büyük bir aşk acısının ürünüdür. Ayrılmalarının üzerinden bir hafta geçmişti. Hiçbir şey filmlerdeki gibi gitmiyordu. Ne bir daha karşılaştılar ne de kız gecelerce sarhoş olup onu aradı. İşin kötü tarafı ne bi şiir çıktı ortaya o aşk acısını anlatan ne de bir yazı. Çevresindeki birkaç arkadaşı dışında onu teselli eden de yoktu zaten.  

     Her maç günü olduğu gibi formasını giydi ve çarşıya gidip kartal heykelinin önünde bir bira içti. Akşamüzeri çıktığı Dolmabahçe yürüyüşünden sonra stada vardı.  Derbi haftasıydı ve atmosfer müthişti. Maç saatine kadar 3 4 bira daha içti. Maç saati elinde kombine biletiyle kuyruğa girdi. Ancak kapıda alkol kontrolü vardı. Sıra ona gelmeden sinirlenip sıradan çıktı. Yandaki parka gidip bi bira daha aldı ve gönlünce sövdü hükümete. Sevgilisi onu terk etmişti ama hükümet partisi bunu yapmamalıydı.  En azından sevgilisinden ayrıldığı için ona müsemma gösterebilirlerdi.

     Günlerden 20 eylüldü, yapraklar sarıydı. Parktan çıktı. Son birasını da bitirdikten sonra çöpe attı. İskeleye yürüdü ve ilk vapura bindi. Deniz dalgasızdı. Martılar masumane bir ifadeyle yanına sokuluyordu vapurun. Ansızın fark etti. Şu hayatta sevdiği tek şey vapurla karşıya geçmekti.

Adana Twins - Strange (Acid Pauli & NU Remix) |

Warpaint - Shadows 

Direnirken blog kullanmıyorum gaz yapıyor

şimdi canlı yayında izliyorsun. gazeteciler zor şartlar altında görüntü almaya çalışıyor, polisler emir gereği gaz bombası atıyor, halkta gazdan kaçıyor. birileride şimdi mışıl mışıl uyuyor!

serotonindenfakir:

cikolatamuzikkitap:

tövbest

Allah da büyük harfle sşldko cdlsljx :D :Dd

serotonindenfakir:

cikolatamuzikkitap:

tövbest

Allah da büyük harfle sşldko cdlsljx :D :Dd